05 Şubat, 2009

if istanbul then

coen biraderlerin no country for old man'i, david lynch abinin inland fucking empire'ı, six feet under'ın yazarlarından nancy oliver ablanın senaristliğindeki lars and the real girl ve fransız aksanlı ingilizcesiyle broken english geçen seneki festivalden iyi hatırladıklarımız. seri kedi mıncıklayıcı ile -güya- festival filmine diye yola çıkıp afişini görünce karar değiştirdiğimiz tim burton'ın sweeny toddy johhny deppy'sini de beğenmemize rağmen festival programında yer almadığından değerlendirme dışında tutmak zorunda kaldık, üzgünüm johhny.

ilk anlamıyla 'zengin' festivalin bilet fiyatlarının ortalamanın üzerinde olması veya parasız pulsuz gariban öğrencileri gnctrkcll paketine üye olmaya zorlaması gibi bağımsız sinema'nın ruhuna aykırı çok ayıp ticari kaygıları bir kenara bırakırsak, ikinci anlamıyla zengin bir içerikle karşı karşıyayız. program, her sene olduğu gibi bu sene de öncekilere oranla farklı kategorilere ayrılmış:

keşif: festivalin yarışma bölümü. iskandinavya'dan cold lunch, synopsisi ilk okuduğumda nedense babel'i andıran uzakdoğu'dan parking, arjantin'den salamander ve kanada fransa ortak yapımı story of jen bu kategoride ilk göze çarpanlar.

hit filmler: toronto, sundance vb. festivallerden ayağının tozuyla gelenlerden çoğunu synopsiss bölümünde yorumladık.

kuzey ışıkları: geçen seneki 'meksika dalgası'nın yerini bu sene seveceğimize emin olduğumuz iskandinav sineması alıyor.

karşı sesler: bu seneki 'sound', daha politik, daha suya sabuna dokunan; başrollerde public enemy ve sonic youth var ve şaşırtıcı olmadığı üzere happy end yok.

fantastik filmler: japon mangaları ve klasik animasyonların yer aldığı bölümden mori hiroshi'nin aynı adlı romanından uyarlanan the sky crawlers'ı türün meraklısı olmayanlara da öneriyoruz.

tek planda dünya: karşı sesler'de hissedilen aykırı sesler bu bölümde daha gür duyuluyor; kürtler, doğu, uzakdoğu, ironik bir şekilde darfur'a ilgisiz bir darfur, insan hakları ve dünyanın aşk hali.

amerika'dan yeniler: düşük bütçeli amerikan bağımsızları arasında nights and weekends ve the pleasure of being robbed konusuyla ilgi çeken iki film.

senden başla: festivalin beşibiryerde belgesellik bölümünde david lynch'i iş başında gösteren 'lynch: behind the curtain' isimli belgesel, ustayı mulholland dr.'a götüren yol konusunda ipucu verebilir -mi? sanmam-.

gökkuşağı: türün meraklılarına.

!f kült: 73 ingiltere'sinden kapitalizm eleştirisi 'o lucky man' ve 75 italya'sından dario argento'nun slasher türünün öncülerinden sayılan 'deep red'i, festivalin çiçeği burnunda 'kült filmler' bölümünün bu seneki filmleri.

nöbetçi sinema: evde tek başına izlenmesi önerilmeyen üç filmlik seçkiden all the boys love mandy lane ve tokyo gore police editörün seçimi. neyse ki salonda yalnız olmayacağız ve çıkışta istiklal hala kalabalık olacak, korkmayın.

!f kısalar: kısa keseceğiz, son üç ayda izlenen 232.444 -biraz abartıyoruz- kısa filmden sonra böö geldi. zamanı olanlara.

editörün seçimi ve yorumlarıyla bağımsız ve alternatif synopsislerden önce, bilet almayı son güne bırakanlara bir fikir vermesi açısından elden satış başlamadan mybilet borsasında işlem gören, galası yapılacak filmlerin talep durumu:

synedoche, new york / 757 - %86
slumdog millionare / 545 - %62
the burning plain / 501 - %57
man non wire / 323 - %36
revolutionary road / 298 - %34
cold lunch / 292 - %33
the international / 286 - %32
the wackness / 256 - %29
the wrestler / 255 - %29
wendy and lucy / 176 - %20

synopsissssssssssssssssss

synecdoche, new york: being john malkovich, eternal sunshine of the spotless mind filmlerinin senaristi charlie kaufman'ın ilk yönetmenlik denemesini festivalin izlenmesi gereken filmleri listesinde ilk sıraya almak riskli olabilirdi ama denemeye değdiğini düşündük. nitekim, salonun daha şimdiden %86 gibi bir doluluk oranına ulaşması, bizi yerinde tespitimizden ziyade festival izleyicileriyle aynı seyir zevkine sahip olduğumuz için sevindiriyor.

slumdog millionare: fazla söze gerek yok; danny boyle'un hintli bir yönetmen kılığına girdiği, tüm oyuncuları genç hintlilerden kurulu altın küre ödüllü slumdog millionare'in istanbul galasında buluşalım.

the wrestler: klasik bir yeminimi bozdum gardaşlar filmi. kim basinger ile birbirlerine çilekli krem şanti ve sarelle sürdükleri 9.5 hafta’dan sonra yıllarca ortadan kaybolup sadık ve yegane dostu köpeğiyle ödül gecesi ortaya çıkan mickey rourke'un altın küre ödüllü bu performansı, yıldızının yeniden parlayacağının işareti olabilir mi? sorunun cevabı ve requem for a dream ile bizleri üzen, pi ile kafamızı karıştıran daren aranofsky'nin yine ne yaptığını öğrenmek için bilet kuyruğuna girmeye değer.

the burning plain: paramparça aşklar ve köpekler, 21 gram ve babel'in senaristi guillermo arriaga'nın ilk uzun metrajlı filminde, charlize theron'a 9.5 hafta'da birlikte oynadığı mickey rourke'a nazire yaparcasına kim basinger eşlik ediyor. the wrestler’dan aldığı ödülü köpeğine adadığı konuşmasıyla artık bir harabeye dönüştüğünü itiraf eden 9.5 mickey'yi bu halde görmeseydik 9.5 hafta ruhu geri döndü diyecektik.


“it has been a very long road back for me... i would like to thank all my dogs, the ones who are here and the ones who aren't here any more, because sometimes when a man's alone all you got is your dog and they meant the world to me”

revolutionary road: ingiliz güzelleri kate’lerden titanic olanıyla amerikan güzelleri di caprio ve sam mendes'ten titanik II. yıllar önce buzlara çarparak batan titanik'te sulara gömülen aşıkları 2008 new york'unda, hayalleri new york değirmenlerinde uçuşup kaybolurken izliyoruz. sağlam bir yönetmen ve oyuncu kadrosunun verdiği güvenle kapanış galasında gösterilecek revolutionary road izlemeye değer.

the international: run lola run'un yönetmeninin yeni filmi bir festivale göre fazlasıyla aksiyon içeriyor. 'türün meraklılarına' diye ekleyip klişe idman yurdu'nu sevgili okuyucular karşısında 4-0 öne geçiriyoruz.

the wackness: sundance ve los angeles festivallerinde alınan izleyici ödülü, cep telefonunun olmadığı, çağrı cihazlarıyla haberleşildiği bir dönemi tekrar hatırlattığı için mi? new york'u doğma büyüme bir newyorker'ın kamerasından izlemek ilginizi çekiyorsa.

man on wire: ikiz kuleleri, arasına tel gerip üzerinde yürüyerek el kaide'den yıllar önce ele geçiren teldeki adam philippe petit'in hikayesi.

nick ve norah's infinite playlist: new york'un kenarından kıyısından geçen filmlerin ağırlıkta olduğu kuşağın romantik komedi tadındaki bir diğer filmi iflah olmaz romantiklere.

tokyo!: muhtemelen daha önce adını duymadığınız bong joon-ho, köprüüstü aşıkları'ndan leos carax ve eternal sunshine bla bla'nın yönetmeni michael gondry'nin sırasıyla tokyo sallanıyor, bok ve iç mimari isimli üçlemesinde tokyo'yu izliyoruz.

my dear followers. elimizde olan ya da olmayan nedenlerden film eleştirisi/sinema yazısı klişeleriyle doldurduğumuz bu yazımızın sonuna gelirken uzun boylular ve bonus kafaların bir önünüzdeki, bir yandan elini önündeki mısır kovasına doldururken bir yandan vır vır dır dır konuşan kokonaların sağınızdaki solunuzdaki koltuğu işgal etmediği bir festival dileklerimizle iyi seyirler.

10 yorum:

kristensenn dedi ki...

vayvayvaay..)

sothyz dedi ki...

hahahaha, ilahi birader enivan.
son paragraftaki dilekler için kendi adıma çok teşekkür ederim.

salonlarda acaba oralarda mısınız diye gözlerim sizleri arayacaktı (bir kez kristenn benim iki sıra önümde oturuyormuş meğer) ama bu sene galiba bana if mif yok.

seri kedi mıncıklayıcı dedi ki...

inanır mısınız, bilmem, sayın tartçı turtacı arkadaşım, anime izlemekten dış görünüşümle bile anime karakterlerine benzemeye başlayan ben film dünyasından koptuuum gittim.. o kadar koptum ki bu yazıyı bitiremedim..

ha, başka şeyler de olmakta arada...

ayrıca notu: müzikal+johnny+katliam=festival :D

festival insanı dedi ki...

yaa yaa yaa:) seçimlerimin arasında 'the man who loved yngve'yi ekleme nedenimin sadece yönetmenin soyisminin dikkatimi çekmesi olduğunu söylemiş miydim? tüm bunlar olurken kristen-senin seçimlerini hala bekliyoruz.

son paragraftaki dileklerde geçen bonus kafa'nın esin kaynağı geçen festivallerden birinden izlenimlerimi okuduğumuz sister sothyz'di;) her ne kadar if mif yok deseniz de salonlarda acaba oralarda mısınız diye bakınacağız. neden if mif yok bu arada?

selam uzaylı, ben dostum ve tam bir animeye benziyorumun neye benzediğini merak ediyorum. başka şeylerden kasıt yenibiriş denemeleri sanırım. umarım bir filmcik bile olsa -ki muhtemelen anime olur- ininden çıkıp biz fanilerin arasına karışmayı denersin;)

Femme Noir dedi ki...

miki rurk hakikaten dağıtmış kendini ben onu gördüm wrestler'da. bir ara boks falan yapmış ağzı yüzü yamulmuş vallahi. neyse eski karısını dövüyormuş zamanında, ilahi adaletin kurbanı olmuş, iyi olmuş.

uzaylı dedi ki...

öhöm, çok ısrar ettiniz :P film listesine baktım; güzel şeyler gözüme çarpmadı değil.. mesela soyulmanın hazzı (yanlış hatırlamıyorsam).. bunun dışında anime dediniz; listedeki tek animenin konusunu ilginç bir şekilde pek ilgi çekici buldum. şöyledir: the sky crawlers

mythart brokınhart dedi ki...

miki rurk'un başına gelenler siz karma deyin ben olacağı belliydi diyeyim; boks değil, zamanında yaptığı 'plastic surgery'lerden. yoksa mayk taysın'ın bile suratı böyle yamulmamıştır.

the pleasure of being robbed için ben de güzel hisler besliyorum ama sanırım festival bitimini müteakip dvd'den izleyeceğim. the sky crawlers için türün meraklıları olmayanlara da hitap ediyor demiştik, söz vermiş olmayayım -iş durumuna bağlı olarak şu anda kestiremiyorum- çünlük sahibesi elo melo hanım da müsait olurlarsa evlerine 20 dakika yürüme mesafesindeki caddebostan afm budak 21 şubat 13:00 seansına girerek bir vizyon filmine sattığımız festival ruhuna kendimizi affettirebilir, geçen seneden kalma hesabımızı kapatabiliriz?

elo melo hanım dedi ki...

ben de tam olarak böyle düşünmüştüm. ancak bir an önce belli olsun ki durumlar,
biletlerimizi alalım. ay sinemada anime izleyeceğim, çok heyecanlandım :P

KudRa... dedi ki...

valla benim listeyi görüp de tek heyecan yaptığım film "soyulmanın hazzı" idi. yine bir festival klasiği olarak filmlerin bir kısmı şu an harddiskimde duruyor mesela. sinir bozucu. beş filmlik !f ömrümün bir kısmını da budak'ta geçirmekten nedense gurur duyuyorum, viva la anadolu yakası!

özgemor dedi ki...

listede olmayan ama beğendiğim iki kuzey filmi var. country wedding ile the man who loved yngve. tavsiye ederim.
öte yandan burning plain'den hiç hazzetmedim.