15 Şubat, 2009

ora 86



çocukluğunun 'ora'sında bir yer. keno, xelo ve mahalle çetemizden olmayan ismini hatırlayamadığım bir başkasıyla kasabanın bütün resmi dairelerinin toplandığı hükümet konağına bakan evimizin önünde aylardan mart olmasına rağmen yakan güneşe çocuk cüretimizle yüzümüzü dönmüş, bir çocuğun taşıyabileceği kadar yalan, taşıyabileceğinden fazla abartı içeren kelimelerimizle konuşuyoruz:

keno: siirt’te olduğumda her allah’ın günü parêv yiyiyordum.
xelo: her allah’ın günü mü? de allah'ıma!
keno: allah’ıma.
mythart: hangi günler allah’ın günleri?
xelo: her gün. her gün allah’ın günüdür, bilmiyor musun?
mythart: sadece cuma günleridir sanıyordum.

bugünün ora sokaklarındaki akranlarının da bir gelenek olarak devam ettirdiği; noktası, virgülü, vurgusu benzer aksanlı qırıx cümleleriyle devam ederler:

keno: oğlm duydun mu olof palme’yi öldürmüşler.
xelo: olof palme kim lan?
keno: isveç başbakanı. babam çok iyi bir adamdı diyor. sinemadan çıkarken öldürmüşler.

çete üyesi bu çocukların, çoğu zaman üç numara kafa traşlı, ütüsüz pantolonuyla uyumsuz lise terkten kalma sahip olduğu tek ceketi sırtına geçirmiş, kaşları pürüzsüz bir V çizecek kadar bıçkın qırıx'lara dönüşmeleri beş seneyi almayacak.

konuşma, bir süre sonra o yaz başında meksika’da yapılacak dünya kupasının muhtemel yıldızları rumennige, lineker, matthaeus ve maradona’nın birbirleriyle kıyaslanmasıyla devam edecekti.

* parêv: siirt yöresine özgü fırında pişirilip servis edilen bir tür et yemeği. büryan olarak da bilinir.

Hiç yorum yok: