25 Şubat, 2009

you're just too icelandic to be true*



pul pul renkli rünklü entarine, blendaxla** yıkanmış gibi duran saçının göz hizasında biten perçemine***, baygın bakışlarına üç nokta

ama uzun upuzun siyah çizmeleri mahallemizdeki migrostan da alabiliyoruz sanırım da keşke gerçek olduğuna inanabilseydik çizmelerin değil senin, kanlı canlı, şöyle buğulanmaya meyilli, perdeleri yarı aralanmış bir pencere camına üşümüş dudaklarından nefesini hohladığında hoh hoh hoh;

hoh de bakim

ama sen de aferim yıldızlı pekiyi biliyorsun ki inanabilmek gibi şeyleri mahallemizdeki migrostan da 3m'li olanından da hatta kozyatağı carrefour'dan bile alamıyoruz forbes listelerindeki ilk yüz kişiden biri olsak bile alamıyoruz çünkü satılmıyor çünkü bu parayla alınıp satılan bir üretim tüketim şeysi değil çünkü deyil.

bazen görmeden, dokunmadan inanırsın -bkz: allah'a inanmak-,
bazen görmek, dokunmak, çay koymak****, karşılıklı cama hohlayarak inanmak istersin -bkz: sana inanmak-


songs of the day ya da what if bugün birisine karışık kaset doldursaydık
* can't take my eyes off of you / muse, lauryn hill, boys town gang
** take my breath away / jessica simpson -top gun ve tom cruise'i sevmediğini bildiğimiz için, berlin değil
*** don't cut your hair / the pretenders
**** çaya niye gelmedin söze niye gelmedin / urfalı mahalli bir türkücü