07 Haziran, 2009

documentarist



geçtiğimiz salı, gün bitimine doğru, hollanda konsolosluğunun arka bahçesindeki bir kilisenin orta sıralarında bir şeylerin başlamasını bekliyorum. hayır, ne beklediğim bir ayin, ne de din değiştirdim; kilisedeki diğer izleyicilerle birlikte sacha borat cohen’in belgesel çekiyorum diye kandırdığı –ve bizlere kazakistanlı diye yutturduğu- romanya’nın bir köyündeki insanların hikayesinin anlatıldığı ‘carmen meets borat’ isimli belgeselin başlamasını bekliyoruz.

istanbul belgesel günleri geçtiğimiz hafta aralarında bir kilisenin de olduğu bir kaç farklı mekanda başladı ve bitti. bu festivali benim açımdan diğerlerinden farklı kılan, festivalde gönüllü olarak çalışmak oldu. dokuz altı çalışan bir beyaz yakalı olmama bakmadan stand kurdum, bilet sattım, bahşiş alamasam da yer göstericiliği yaptım, teknik destek verdim.

alternatif sinema çevrelerinden çevre yapmak, yönetmenler, oyuncularla tanışmak, film yapım süreçlerinin nasıl olduğunu az çok öğrenmek, festival işlerinin nasıl döndüğünü anlamak benzeri amaçlarımın çoğuna ulaşamasam da ileride ‘bileklerini keserek intihar etmeyi deneyen kahramanların olduğu filmler festivali’(wristcutters, rules of attraction, godfather II) veya ‘perçem saç modelli kadın karakterlerin endam ettiği filmler festivali’( yes man, -yine-wristcutters) türünden olası bir organizasyonum için temel bilgiler edindim, belgesel filmin ne olduğu ve ne olmadığı konusundaki düşüncelerimde yüz seksen derecelik dönüşler yaptım, bir sürü olmasa da bir kaç yeni insanla tanıştım.

aynı şeyi bir daha yapmayacak, yapmak istemeyecek olmama rağmen eğlenceliydi. şimdi, ölmeden önce yapılacaklar listesindeki bir maddenin daha üzerini çizebiliriz.

sırada: finlandiyalı belgesel yönetmeni ikka vehkalahti’nin verdiği dersten geriye kalanlar.

1 yorum:

hannelise dedi ki...

Ölmeden önce yapılacaklar listesinde bi çizik daha..Ne mutlu sana!!