21 Haziran, 2009

one love four move

başlığa bakınız sevgili okur, ingilizcede kelime oyunu yaptım, bu bir ilk ve shekaspeare bu günleri görse güler miydi ağlar mıydı emin olamıyorum. neyse, o malum güne, pazar’a dönecek olursak; evden çıktığımda kararsızlığım had safhadaydı o yüzden önümden geçecek ilk otomobilin renginin kırmızı olup olmaması kurası çekmeye karar verdim –miştim-; kırmızıyla istikamet kemal’in yeri, diğerlerinden biriyle santralistanbul olacaktı. riskleri dağıtma hain planıma bakınca ayaklarım ve bedenim gitmek istemese de gönlümden santralistanbul’un çayırlarında uzanmak geçiyorduğunu anlamak çok zor değildi değil mi? nitekim hain planım saat yönünde tıkır tıkır işlemiş, altmış dakika içinde kendimi sağ koluma takılmış yeşilden bezden bir bileklikle festival alanında bulmuştum. geyik kısmını burada kesip sıra notları açıklamaya geliyor:



önce yasemin mori çıktı sahneye. elbisesinin sol ve sağ göğüs kısımlarından aşağıya doğru madalya’yı andıran takılarıyla albay yasemin’in geri kalan kıyafet tercihi de bir hayli yerindeydi. hayvanlar’daki çoğuna bayıldığımız şarkılarının arasına ilk kez duyacağımızı söylediği ve çok sevdiğini eklediği ‘kırmızı kurnaz tilki’ adındaki deneysel çalışmasını da ekledi. ilk kez duyduğumuz bu şarkının sözlerinin, kelime editörlerini ve fontları test etmek için ingilizcedeki 26 harfin en az bir kere kullanıldığı malum ‘the quick brown fox jumps over the lazy dog’ cümlesinden esinlendiğini açıklamazsa kanıtlarıyla ben ispatlayacağım {reha muhtar mode off]. albay yasemin, etkileyici sahnesi ve bir kaç espriyle süslediği, performansını ‘n’olur, n’olur n’olur / kendini bana ver’ yakarışıyla bitirdiğinde, üzerime alınarak tüm içtenliğimle karşılık verdim -miştim-; ‘verdim gitti’ .

sonra portecho’dan arkadaşlar geldi. zaman zaman elektronik tınılar duymak istediğimde plaklarını pikaba yerleştirip çeyrek tur döndürmek -metafor orhan- dışında kendileriyle pek sevişmişliğimiz yoktur. albay yasemin için harcadığım enerjiyi –yukarıdaki paragrafın kapanış cümlesinden sonra pek manidar oldu- performanslarını santralistanbul’un çimenlerine uzanarak dinlemeyi tercih ettim. daha çok, geniş bir bahçesi olan bir arkadaşın evine gitmişsiniz de, siz bir yandan mangal için etleri hazırlarken, ev sahibi olan arkadaşınız balkondan bir şeyler çalıyor. böyle bir benzetme yaptığım için umarım portechogillerden, diğerinden daha sinirli görünen sakallı arkadaş kızmaz.

bunu yazacağım için belki de utanmam gerekiyor ama söylemek zorundayım; starsailor’ı ve love is here'ı, tie up my hands'i, alcoholic'i ilk kez o gün dinledim, ne kendilerinden ne müziklerinden haberim vardı. ve henüz bilmeyenler için şunu rahatlıkla diyebilirim ki starsailor, şimdiye kadar dinlemediğiniz için pişman olacağınız bir müzik yapıyor. bir şarkıyı ilk kez dinlediğinde bir sonraki cümlenin ne olacağını bilmeden eşlik etmek isteği, sık görülen bir şey değil, sahne önündeki binlerce kişiyle eşlik etmek, etmeye çalışmak ise ayrı bir güzellik.



bir pazar gecesini daha evde, bir sonraki yeni iş haftası ve gününün tedirginliğini romantik komedi izleyerek geçirmek yerine kuzey avrupalılarla geçirdik, festivalin ve günün kapanışını röyksopp’la yaptık. ışık, efektler çok iyiydi, öyle ki bir ara kuzey avrupalılarla değil de uzaylılarla karşı karşıyayız sandık. gerçi karşımızda sigur ros, olafur arnalds, björk, güzeller güzeli emiliana torrini örnekleri dururken bu iskandinav insanlarının uzaydan geldiği ihtimali de çok uzakta değil –the truth is out there-. ama müzikal performansa gelince; son albümdeki havayı-junior- bir öncekine oranla –the understanding- benimseyemediğimizden, ve festivalde son albüme ağırlık vereceklerini bildiğimizden, performans pek tatmin edici olmasa da hayal kırıklığına uğramadık -beklentileri düşük tutmanın faydaları-. yine festival insanlarının genelinin düşük volümden şikayet ederek söylene söylene evlerinin yolunu tuttuklarını belirtmeliyiz. bir notumuz da anneli drecker ablaya. ertesi gün –festival alanında karşılaştığımız- sevgili colleagues’larla pazar gününün kritiğini yaparken içlerinden birinin söylediği cuk oturan benzetmeyi buraya taşıyarak yazımızı bitiriyoruz; “ya o abla neydi öyle zerrin özer gibi”.

1 yorum:

ira dedi ki...

bence gecenin starı anneli drecker dı.özellikle "you dont have a clue" çok iyiydi.1 hafta boyunca favori parçam olabilir:)
starsailor yine güleç ve huzur doluydu.
portecho eglendirdi ama gece dinlemek lazım tabi onları.