bir fili okumaya başlamadan şunu bilmelisin: bir fil seni izler. sen bakmadan, bakılmış olmanın o tuhaf hissiyle başlarsın. ağırdır. ama ağırlığıyla değil, hafızasıyla girer odaya.
peki, bir fili okumaya nereden başlanır?
kulaklarından değil. herkes kulaklarına bakar. büyük, yelpaze gibi, rüzgarla konuşan şeyler. oysa filin asıl dili orada değildir. hortum da mucize gibi bir şeydir; hem el, hem burun, hem merak. ama orası sadece aracıdır.
bir fil, durduğu yerden okunur. çünkü fili yürüdüğü yerden çok, durduğu yer anlatır. neyin yanında beklediğini. neyin önünde yavaşladığını. neyin etrafından dolandığını. bir filin yönünü değil, tereddütünü okumak gerekir.
sonra gözlerine geçilir. küçüktür gözleri. büyük bir bedene yakışmayacak kadar küçük. sanki bilerek saklanmış gibidir. çünkü orada birikmiş zaman vardır. bir fil geçmişi unutmuyor diye anlatılır hep, ama asıl mesele şu: unutamadığını taşımayı öğrenmiş bir hayvandır fil. gözlerinde zaman vardır. acele etmez. senden hızlı da değildir. sadece senden daha uzun zamandır buradadır. o kadar. bir fili okurken sabırsızlanıyorsan yanlış yerdesin.
sonra derisine geçilir. kalın, çatlak, gri. uzaktan bakınca tek parça gibi. yakından bakınca harita gibi. her çizik bir temas. her iz bir karşılaşma. dokunmaya kalkarsan, onun senden daha fazla şeyi hatırladığını fark edersin. sen bir yüzey sanırsın, o hatırlayan bir şeydir.
bir fili okumak biraz da şu demektir: onun seni umursamamasını kabul etmek. çünkü fil, insan gibi ilgi aramaz. varlığıyla yeterlidir. seni merkeze koymaz. sen onun etrafında dolaşan bir ayrıntısın sadece. bu rahatsız edici olabilir. ama bir fili anlamak için bu merkez kaybını yaşaman gerekir.
en son, yürüyüşüne bakarsın. ağır derler. aslında değildir. sadece gereksiz hızdan arınmıştır. her adımı bir karar gibidir. bastığı yerden emin. geri çekilmeyecekmiş gibi. bir fil koşmaya başlarsa, artık çok geçtir.
bir fili okumak, biraz da kendine şunu sormaktır: ben nereye yetişmeye çalışıyorum?
bir fil sana cevap vermez. zaten soru da sormaz. ama yanında durduğunda, zamanın başka bir şey olabileceğini hissettirir. daha kalın. daha sessiz. daha sabırlı. ve belki o zaman anlarsın: bir fil okunmaz aslında; içinde yavaşça çözülürsün.
*bu fotoğraftaki fil, hanako.
yaklaşık 60 yılını beton bir hücrede, tek başına geçirdi.
toprak yoktu, ağaç yoktu, başka bir fil de yoktu.
zaman vardı. fazlasıyla


No comments:
Post a Comment